Röportaj

The Pitt: Sağlık profesyonelleri için bir katarsis

Çok güçlü bir oyuncu kadrosuna sahip olan The Pitt’in ikinci sezonunun başlangıcı vesilesiyle Sepideh Moafi ve Shawn Hatosy ile kısa bir sohbet gerçekleştirdik.
Editör - 13 Ocak 2026
post image

The Pitt 2025’in en beğenilen platform dizilerinden biri oldu. Başrolündeki, gençliğinde de ER’da doktor olarak tanıdığımız Noah Wyle dizinin temel taşıyıcılarından biri. Ama yalnız değil şüphesiz. Çok güçlü bir oyuncu kadrosuna sahip olan The Pitt’in ikinci sezonunun başlangıcı vesilesiyle Sepideh Moafi ve Shawn Hatosy ile kısa bir sohbet gerçekleştirdik. Diziyi henüz izlemeyenler için diziyi tanıtan ve iki oyuncunun diziyle ilgili görüşlerini aktaran yazımıza buyurun…

İçinde insan hikayesi barındıran hastane dizilerini severiz: Acil Servis (ER), Grey’s Anatomy, Scrubs, House hatta belki biraz Nip Tuck. En az bu diziler kadar ve belki de daha fazla sevilecek yeni bir hastane dizisi The Pitt. HBO Max’te yayınlanan ilk sezonu tüm dünyada ve tabii ki ülkemizde büyük ses getirdi. İkinci sezonun ilk bölümü ise yüksek beklentilerle birlikte 8 Ocak’ta yayınlandı. S2E1’in yayınının hemen ardından da HBO Max’in sosyal medya hesabında, esprili bir içerikle 3. sezon imzalarının da atıldığı duyuruldu.

Bol ödüllü bir dizi

Ödül sezonunun tam ortasında olmamız dizinin popülerliğini üst seviyede tutmaya yardım ediyor. İkinci sezonun başlangıcı, üçüncü sezon duyurusu, Emmy, Critic’s Choice Awards ve Altın Küre’den gelen ödüller takvimde bir araya denk gelince sosyal medya akışlarımızda bu diziye dair içerikler ardı ardına önümüze düşüyor. Şikayetçi miyiz? Hayır. Çünkü the Pitt’i, tüm karakterleri ve özellikle de Dr. Robby’i çok sevdik.

Çok sevdik deyince izlemeyenler çok da sevimli görüntülerle karşılaşacaklarını sanmasınlar. Son derece gerçekçi, neredeyse vahşi denebilecek bir anlatımla Pittsburgh’daki bir hastanenin acil servisinde 15 saat geçiriyoruz. Gündüz nöbetinde olan sağlık profesyonellerinin 15 saatini 15 bölüm olarak önümüze getiren The Pitt sayesinde acil serviste yaşanan kaosa, adrenaline, şiddete, dayanışmaya, adanmışlığa tanıklık ediyoruz. Hem de sadece doktorlar üzerinden değil. Asistanlar, hemşireler, güvenlik görevlileri, temizlik işçileri, psikolojik danışmanlar, sosyal hizmet memurları ve hatta saatlerce sırasının gelmesini bir plastik sandalye üzerinde beklemek zorunda kalan acil servis hastaları, hepsinin azımsanmayacak rolleri var dizide. Bu anlamda da gerçekçilik tanımının karşılığını bir hayli veriyor dizi.

Son derece güncel konular işleniyor

İzlediğiniz 15 bölüm boyunca ama aslında 15 saat boyunca o kadar çok şey oluyor ki acil serviste, izlerken bazen başınız dönüyor. Kadın düşmanlığı, kitlesel şiddet, yaşlıların bakımı, insan kaçakçılığı, cinsel taciz, ırkçılık, sağlık görevlilerine yönelik şiddet… Son yıllarda sayısız vakaya tanık olduğumuz pek çok sosyal konu dizide işleniyor. Bunların en öne çıkanı ise Covid. Ana diyaloglarda yer almasa da Covid döneminde yaşananlar ve bıraktığı izler her bölümde bir alt metin gibi ana hikayenin altında akıyor. Bu kadar güncel konulara samimiyetle dokunuyor olması dizinin seyircide bıraktığı etkinin belki de en temel nedeni. Tam olarak hayatlarımızdan bahsediyor hissi, coğrafya farklı ama dertler ne kadar da benzer. İnsan bazen şaşırıyor.

The Pitt bir ayna da toplumdaki çeşitliliğe tutuyor. Acil serviste neredeyse mükemmel bir uyum içinde çalışan (birkaç göz devirme, birkaç laf çarpma ve birkaç küçük rekabet dışında) sağlık çalışanlarının arasında pek çok Güney Asyalı, Latin, Siyahi, Hindu, Müslüman, Ateist, bağımlı, hükümlü, ayrıcalıklı ve engelli var. Yani iyi eğitim almış, kalburüstü bir hastanede, steril bir alanda doktorluk yapan bir grubun hikayesini izlemiyoruz. Tam tersine, hayatın her sınıfından, her aşamasından gelmiş, tek ortak noktaları insanları hayatta tutmak konusundaki adanmışlıkları olan bir grup sağlık çalışanının kan ter gözyaşı içindeki mücadelesini izliyoruz. Adeta onlarla her bir dakikayı yaşıyoruz. Öylesine içine alıyor dizinin dinamizmi ve gerçekçiliği. Her bölüm sonunda koltuğa yapışmış, nefesinizi tutarken bulursanız kendinizi şaşırmayın.

İkinci sezon bir 4 Temmuz sabahı başlıyor

İlk 15 saatin üzerinden 10 ay geçiyor ve ikinci sezon bir 4 Temmuz sabahı başlıyor. Amerika’nın bağımsızlık kutlamaları yaptığı, çeşitli eğlenceler ve gösterilerin organize edildiği bir tatil günü olması günün ilerleyen saatlerinde yaşanacaklarla ilgili ufak bir hissiyat veriyor. Dr. Robby’nin acil servise girişiyle bazı değişimler hemen göze çarpıyor. Kısa ayrılıklar sonlanmış, yeni asistanlar katılmış, çaylaklar kıdem almış ve bazı kararlar alınmış.

Dizinin ikinci sezonunun yayınlanması vesilesiyle, dergy ekibinden Ceylan Harman, dizinin biri yeni olmak üzere iki oyuncusuyla kısa bir söyleşi yapma fırsatı buldu. Sepideh Moafi (Dr. Al-Hashimi) diziye ikinci sezonda dahil olan bir oyuncu. Sevgili doktorumuz Robby’nin çıkacağı kafa tatili boyunca acil servisin patronu o olacak, o nedenle Robby’nin hastanede geçireceği son 15 saate kendisi eşlik edecek. Shawn Hatosy (Dr. Jack Abbot) ise birinci sezonun az görünen kahraman doktoru. 2. sezonun da yönetmenlerinden biri kendisi. S2E9 onun imzasını taşıyor. Hem oyuncu, hem de yönetmen olarak katkıda bulunduğu The Pitt’teki rolüyle Shawn En İyi Konuk Oyuncu kategorisinde Emmy ile ödüllendirildi geçtiğimiz ay. Kariyerinde 30 yılı deviren ve 60 başarısız seçmenin sonunda The Pitt ekibi tarafından arandığını söyleyen aktör ayrıca The Pitt’in ön gösterimi hissiyatı veren ER’da da Noah Wyle ve John Wells’le birlikte çalışmıştı. Anlaşılan bu üçlünün ortak emeğinden leziz işler çıkıyor.

Sepideh Moafi ve Shawn Hatosy ile kısa bir sohbet

CH: Merhaba, Türkiye’den selamlar

SM: Merhaba.

SH: Merhaba.

CH: Sizden bunu duymak ne güzel. Hemen sorularıma geçiyorum. Dizide ana hikayenin altında yatan gizli bir olay örgüsü olarak Covid’i gördüğümüz için merak ediyorum; insanlık olarak böylesine büyük bir fenomen yaşadıktan sonra sizin bu konudaki görüşünüz nedir? Hayat hakkında, yaşam ve ölüm hakkında ne hissediyorsunuz? Sizin Covid’e bakış açınız nedir?

SM: Belki bu çok kişisel olacak ama tam da bu sabah harika saç ve makyaj ekibimle Covid sonrası dönem ve Covid’in etkilerinin nasıl kademe kademe geldiği hakkında konuşuyordum; onu istismarcı bir ilişkiye benzettim. İstismarcı bir ilişkinin içindeyken veya pandemi sırasında durumun kötü olduğunun farkındasınızdır ama ne kadar zarar verici olduğunu, akıl sağlığınız ve fiziksel sağlığınız üzerindeki gerçek etkisini ancak üzerinden zaman geçip geriye dönüp baktığınızda görebilirsiniz. Bence küresel bir topluluk olarak bu istismarcı ilişkiyi hep birlikte yaşadık ve hala yansımalarını görüyoruz. Bunun dizide de işlendiğini görüyorsunuz: Ruh sağlığı üzerindeki etkisi, psikolojik ve duygusal ağırlığı ve mal olduğu bedeller. Bu yüzden The Pitt’teki karakterlerin yaşadıklarının bizimkinden farklı olmadığını düşünüyorum. Ekonomi üzerinde, ruh sağlığımızda ve toplumla olan ilişkimizde hala etkilerini görüyoruz. Oldukça önemli ve sarsıcı bir süreçti.

SH: Bence Covid ve ele aldığımız pek çok sosyal konu, The Pitt’teki sağlık profesyonellerinin deneyimleri sadece tıbbi problemlerden ibaret değil. Sistemsel sorunlar var. Benim için en büyük kazanım, bu süreci yaşayan, Covid’den zarar gören sağlık profesyonellerine bir ses verilmiş olması. Onların elinde artık bir şeylerin olmasından dolayı memnunum. Diziyi açıp “Bunu izleyemem, işe gitmişim gibi hissettiriyor, eve gelip iş izlemek istemiyorum” diyen birçok doktor ve hemşireyle konuştum ama sonuna kadar izlediklerinde “Bu çok arındırıcı (katarsik) bir deneyimdi, teşekkür ederim” dediler. Bu benim için çok şey ifade ediyor.

SM: Evet, sağlık camiasına bu tür bir arınma (katarsis) sunarken aynı zamanda izleyicilerimize birbirimize ne kadar bağımlı olduğumuzu da hatırlatıyoruz. Toplum olmanın önemi, çalışmanın önemi ve kendini insanlık uğruna adamak, o ruh cömertliği… Yani hem karanlık hem de aydınlık taraf var.

“The Pitt’in güzel tarafı, hastanelerimizdeki o kendine has yapıyı ve gerçekliği yansıtması”

CH: Bu beni bir sonraki soruma getiriyor. Dizide bol miktarda çeşitlilik ve kapsayıcılık teması var. Farklı etnik kökenler, farklı fiziksel durumlar, farklı inançlar görüyoruz. Bunların hepsini bir dizide görmek çok güzel. Sanırım bu, günümüzdeki çağdaş eserlerin gerekliliklerinden biri. Siz bu konuda ne hissediyorsunuz?

SM: Bu konuda çok güçlü hislerim var. Bence The Pitt’in güzel tarafı, hastanelerimizdeki o kendine has yapıyı ve gerçekliği yansıtması. Sadece tek bir ırk yok; oldukça çeşitli. Büyük bir Güney Asyalı topluluğu, büyük bir Asyalı topluluğu ve büyük bir Siyahi topluluğu var. Bu yüzden bu durumun yansıtılması çok önemli. Bu sadece çeşitlilik olsun diye yapılmış bir şey değil. Bu temsil sadece kozmetik de değil. Dizimizin dünyadaki bu gerçekliği yansıtması, sağlık hizmetleri için temel bir gereklilik. Çünkü hastalar kendilerini yansıtılmış gördüklerinde ve onlara ırksal/kültürel nüanslarla yaklaşıldığında… Geçen sezon Doktor Mohan ile gördük. Siyahi kadınların hastanede söylediklerine inanılmadığını gösteren sayısız çalışma var. Hissettikleri acı ve semptomları hakkında konuştuklarında, beyazlara kıyasla siyahların beyanına inanılmıyor. Bu hikayeye ışık tutmanın gerçekten güçlü ve doğru olduğunu, tıp alanındaki çeşitliliği ve bizim dizide bu çeşitliliği yakalamamızın ne kadar değerli olduğunu gösterdiğini düşünüyorum.

“Asıl mesele, işin aynı anda nasıl hem spontan hem de ‘dağınık’ görüneceği”

CH: Son olarak Shawn; ikinci sezon için bir bölümün yönetmenliğini yaptığını biliyoruz. Yönetmenlik nasıldı? Hangisini daha zor buluyorsun? Yönetmenliği mi yoksa oyunculuğu mu?

SH: Kesinlikle yönetmenlik daha büyük bir meydan okuma. Üstlendiğim bir görev…

SM: Harika bir iş çıkardı.

SH: John (Wells) çekim başlamadan önce bir hediye sepeti gönderdi bana. Karta da “sakın batırma” (don’t fuck it up) yazmış. Notta yazan tam olarak buydu. Gerçekten korkuyordum. Dizinin bir tarzı var, takip ettiğimiz kurallar var. Ancak hazırlık süreci, bu muazzam oyuncu kadrosu ve yetenekli ekiple uyum içinde çalışmak; bunu kelimenin tam anlamıyla bir şef olmaya benzetebilirim. En iyi mutfakta, en iyi malzemelerle çalışan bir “masterchef”. Bir yönetmen olarak inanılmaz derecede ödüllendirici bir deneyimdi. Dizinin dilinden bahsedecek olursak, bunu daha önce de konuşuyorduk; biliyorsunuz diziyi bu kadar uzun süre yaptıktan sonra her şey mükemmelleşiyor. Kamera kullanımı mükemmel, intern’ler bir bakmışsınız her şeyi yapmayı öğrenmiş. Bu yüzden asıl mesele, işin aynı anda nasıl hem spontan hem de “dağınık” görüneceği arasındaki dengeyi bulmaya dönüşüyor. The Pitt’i yönetmenin en büyük zorluğu buydu.

SM: Shawn olağanüstüydü, bir oyuncunun birlikte çalışmayı hayal edeceği tarzda bir yönetmen. Sadece yetenekli olduğu ve güçlü bir vizyonu olduğu için değil, aynı zamanda karakterlere ve onların beraberlerinde getirdiklerine karşı çok duyarlı ve meraklı olduğu için. Çoğu zaman dizide geçmiş hikayeleri çok fazla keşfetme şansımız olmuyor; iç dünyanın ortaya çıktığı belirli anlar oluyor ama sonuçta doktorları oynuyoruz ve doktorların ağzı genelde fermuarlıdır. Shawn, bir sanatçı hassasiyeti taşıyor ama özellikle de işe ve dünyaya karşı duygusal bir açıklığı ve merakı olan oyuncuların hassasiyetine sahip. İnanılmaz derecede işbirlikçi. O en iyisidir.

CH: Ne güzel sözler.

SM: Hepsi doğru.

CH: O zaman kendisi dizi için büyük bir şans diyebilir miyiz?

SM: Kesinlikle. John çekimden sonra ona mesaj attı ve sonra da aradı.

SH: “İyi iş çıkardın” dedi. Ben de korktum dedim, o da “Korkmak iyidir çünkü odaklanmanı sağlar” dedi. Gerçekten de odaklanmıştım.

CH: Her ikinize de bu sohbet için çok teşekkür ediyorum. Sanıyorum zamanım doldu. Sizlerle ekranda buluşmayı diliyorum…

SM: Ben de öyle umuyorum. Hoşçakal.

SH: Hoşçakal.

İlgili Yazılar
Development by Bom Ajans