Argos's Reviews > Austerlitz
Austerlitz
by
by
E.G.Sebald her eserinde beni şaşırtmaya devam ediyor. Asla kendini tekrarlamıyor. Bu kez 4 paragraflık bir kurgu ile birbirine son derece yumuşak geçiş yapan upuzun cümlelerle öykülerini bir anlatıcı (kendisi ?) ağzından, bir romana ismini veren kahramanımız Austerlitz’in ağzından anlatıyor. Tabii kendi tanımıyla hiçbir hayvanlar ansiklopedisinde anlatılmayan özel bir hayvan türü olan “insanı” odağına alarak. Yazarın çocukluk travması olan savaşın yıkımını bu kez Austerlitz’in gözünden okuyoruz.
Anlatıcının (yazarın ?) 1900’lü yıların sonlarında Belçika Anvers garında Austerlitz ile karşılaşmasıyla başlayan yolculuğu Paris’te, Prag’ta, Londra’da, Galler’de devam edip gidiyor. Peki kim bu Austerlitz? Hayatını Gallerliler, İngilizler ve Fransızların arasında geçiren, yavaş yavaş kendini yalnız bırakan, bunun farkına vardığında ise gerçek kökenini düşünen ve onlarca yıl sonra anılarını hatırlamaya çalışarak köklerini arayan, tecrit edilmişlik ve çaresizlik duygusu içinde olan entellektüel bir mimar Austerlitz. Araştırmakta olduğu “burjuva dönemi mimarlık ve uygarlık tarihi” içinde kapitalist dönemin mimari üslubunu, kendini en çok cezaevlerinde, kalelerde, mahkeme, opera ve tren garları, hastanelerde gösterdiğini saptayan, bu nedenle öyküsünde buraları önceleyen bir mimar.
Austerlitz’in müthiş gözlem gücü Sebald’ın betimlemeleriyle okumaya doyulmayacak tablolar yaratıyor. Kurmaca yönü yokmuş, sanki tüm yazılanlar gerçekmiş gibi okuyorsak kitabı bu Sebald’ın kalemini ne denli etkili kullandığını gösteriyor, tabii erken ölümü ile nice başka büyük eserlerden mahrum kaldığımızı düşünüp kahrolmamak elde değil. Ne Austerlitz adının ne anlama geldiğini, ne onun kökenini, ne de çocuk yaşta neden İngiltere’ye geldiğini anlatmayacağım. Okursanız bu güzel kitabın tadını kaçırmak istemem çünkü. Terezin'deki “Getto Müzesi” bölümüne geldiğinizde hala tadınız kalmışsa tabii...
Jacques Austerlitz yıllarca bastırmış olduğu, ama artık içinde tutamadığı ve çıkmasına izin verdiği “reddedilmişlik ve yok edilmişlik” duygusuyla baş edememesini anlatırken, geçirdiği ruhsal bunalımın hastanede sonlanması hiç şaşırtıcı olmadı benim için, bunca yük nasıl taşınır ki ? Bazen bir müze, bazen bir hastane veya kütüphane, bazen bir kale bazen bir tren garı öykülere mekan olur, öyle güzel anlatılır ki bu mekanlar, öykünün önüne geçerler, bu edebiyat güzelliğini Sebald’da hep görüyoruz. Ayrıca çok emek gerektiren araştırmalarıyla geçmişin izlerini sürerek bugüne ders niteliğinde mesajlar bırakıyor, belleğimizi taze tutmaya gayret ediyor.
Savaş konulu eserlerde sadece Sebald’da gördüğüm bir özellik adil olmaktır. 2. Dünya Savaşının kirli yüzünü bir Alman olmasına rağmen tarafsızlıkla sergiliyor, kah Nazileri, kah müttefikleri, kah kapoları, Nazilerle işbirliği yapan işgal edilmiş ülkelerin halklarını, kendi halkını, bombalanan yerlerdeki örneğin İngiltere’de Coventry ile Almanya’da Hamburg’da yaşayan sivil halkı kendi “insanlık terazisinde” tartıyor.
Roman mı okudum, belgesel-anı kitabı mı bilmiyorum, bilmem de gerekmiyor, ancak uzun süre dilimden düşmeyecek sanırım, “dedi Austerlitz”.
Mutlaka okuyun, okutun.
Anlatıcının (yazarın ?) 1900’lü yıların sonlarında Belçika Anvers garında Austerlitz ile karşılaşmasıyla başlayan yolculuğu Paris’te, Prag’ta, Londra’da, Galler’de devam edip gidiyor. Peki kim bu Austerlitz? Hayatını Gallerliler, İngilizler ve Fransızların arasında geçiren, yavaş yavaş kendini yalnız bırakan, bunun farkına vardığında ise gerçek kökenini düşünen ve onlarca yıl sonra anılarını hatırlamaya çalışarak köklerini arayan, tecrit edilmişlik ve çaresizlik duygusu içinde olan entellektüel bir mimar Austerlitz. Araştırmakta olduğu “burjuva dönemi mimarlık ve uygarlık tarihi” içinde kapitalist dönemin mimari üslubunu, kendini en çok cezaevlerinde, kalelerde, mahkeme, opera ve tren garları, hastanelerde gösterdiğini saptayan, bu nedenle öyküsünde buraları önceleyen bir mimar.
Austerlitz’in müthiş gözlem gücü Sebald’ın betimlemeleriyle okumaya doyulmayacak tablolar yaratıyor. Kurmaca yönü yokmuş, sanki tüm yazılanlar gerçekmiş gibi okuyorsak kitabı bu Sebald’ın kalemini ne denli etkili kullandığını gösteriyor, tabii erken ölümü ile nice başka büyük eserlerden mahrum kaldığımızı düşünüp kahrolmamak elde değil. Ne Austerlitz adının ne anlama geldiğini, ne onun kökenini, ne de çocuk yaşta neden İngiltere’ye geldiğini anlatmayacağım. Okursanız bu güzel kitabın tadını kaçırmak istemem çünkü. Terezin'deki “Getto Müzesi” bölümüne geldiğinizde hala tadınız kalmışsa tabii...
Jacques Austerlitz yıllarca bastırmış olduğu, ama artık içinde tutamadığı ve çıkmasına izin verdiği “reddedilmişlik ve yok edilmişlik” duygusuyla baş edememesini anlatırken, geçirdiği ruhsal bunalımın hastanede sonlanması hiç şaşırtıcı olmadı benim için, bunca yük nasıl taşınır ki ? Bazen bir müze, bazen bir hastane veya kütüphane, bazen bir kale bazen bir tren garı öykülere mekan olur, öyle güzel anlatılır ki bu mekanlar, öykünün önüne geçerler, bu edebiyat güzelliğini Sebald’da hep görüyoruz. Ayrıca çok emek gerektiren araştırmalarıyla geçmişin izlerini sürerek bugüne ders niteliğinde mesajlar bırakıyor, belleğimizi taze tutmaya gayret ediyor.
Savaş konulu eserlerde sadece Sebald’da gördüğüm bir özellik adil olmaktır. 2. Dünya Savaşının kirli yüzünü bir Alman olmasına rağmen tarafsızlıkla sergiliyor, kah Nazileri, kah müttefikleri, kah kapoları, Nazilerle işbirliği yapan işgal edilmiş ülkelerin halklarını, kendi halkını, bombalanan yerlerdeki örneğin İngiltere’de Coventry ile Almanya’da Hamburg’da yaşayan sivil halkı kendi “insanlık terazisinde” tartıyor.
Roman mı okudum, belgesel-anı kitabı mı bilmiyorum, bilmem de gerekmiyor, ancak uzun süre dilimden düşmeyecek sanırım, “dedi Austerlitz”.
Mutlaka okuyun, okutun.
Sign into Goodreads to see if any of your friends have read
Austerlitz.
Sign In »
Reading Progress
May 14, 2021
–
Started Reading
May 14, 2021
– Shelved
May 16, 2021
–
Finished Reading
Comments Showing 1-2 of 2 (2 new)
date
newest »
newest »
message 1:
by
Hakan
(new)
May 16, 2021 10:31AM
Arturo ile söylediğimiz üzere...
reply
|
flag


